Özetle parkur, önüne çıkan engelleri en hızlı ve etkili biçimde aşarak haraket etme sanatıdır. Engelleri aşarken koşma, zıplama, tırmanma ve düşme teknikleri kullanılır. Bu sporu yaparken hiç bir özel teçhizata yada özel bir alana ihtiyacınız yoktur. İhtiyacınız olan tek şey doğal ya da yapay engellerdir. Ama öncelikle kendinizde güç, denge, esneklik, çeviklik ve akıcılık geliştirmeli ve bunlardan yararlanarak ileri görüşlülük, korkusuzluk, kontrol ve sakinlikle birleştirmelisiniz.
Spor olarak parkur kelimesi; İngilizcesi parkour, Fransızca parcours du combattant teriminin kısaca çeviriminden gelmektedir. Yani askeri engelli parkurdan. Şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri de yıllardır askerlerimize engelli parkur eğitimi verdiğini hatırlarsak, bu sporun bize de aslında yabancı olmadığını fark etmiş oluruz.
Parkur ne kadar extreme bir spor olarak gözükse de hatta özelliklerini taşısa da askerler ve bu disipline gönül veren parkurcular (dünya genelinde erkeklerine traceur, kadınlarına traceuse diye hitap edilir) bu sporla yaratıcılıklarını geliştirip sağ duyularına katar aynı zamanda ruhi ve bedeni gelişimlerini tamamlarlar. Hey! Futbol oynarken bile sakatlanma ihtimaliniz var, unutmayın ve dikkatli olun.
Yukarıda da dediğim gibi dünya genelinde bu sporu yapan erkeklere traceur, kadınlara traceuse deniliyor. Kelime kökü Fransızcadan gelmekte tabi sporu geliştiren bir Fransız olduğuna göre. Bu açıklamayı sadece dünya genelinde ismi böyle olduğu için söylüyorum, oysaki bizde askerde kısada olsa bu sporu yaptığımız için Türkçe isim koymayı, dilimize Fransızca sokmamayı uygun gördüm bunu bana fazla görmeyin atalarımız bile bu sporu yapıyordu. Traceur aslında izli, iz bırakan demek. Traceuse ise onun dişileştirilmiş hali ya da komplo demek. (Şu yabancıların kelimeleri erkek ve kadına ayrı ayrı söylemek gibi bir huyları var, ama bizde kadın erkek eşitliği var.) Ben bu sporu yapanlara izci demeyi uygun gördüm.
Nurcan Taylan kadınlar 48 kiloda kazandığı 3 altın madalyayı silkmede kırdığı Avrupa rekoruyla taçlandırdı. Uzun zamandır başarılarına hasret kaldığımız Halterin Kraliçesi Antalya’da düzenlenecek olan Dünya Halter Şampiyonası’nda “ben de varım” dedi. 2012 Londra Olimpiyatları sonrası spor yaşamına veda edeceğini açıklayan Taylan, kendine kulüp bulamadığı için 2008 yılında kulübünü kendi kurdu. Nurcan Taylan Gençlik ve Spor Kulübü’nün bünyesinde 5 sporcu yer alıyor. Türkiye’nin ilk bayan olimpiyat şampiyonu olmasına rağmen, kulüp ve sponsor bulmakta zorlanması ülkemizde amatör sporlara “verilen desteği” bir kez daha gözler önüne seriyor.
Taylan biri 48 kiloda diğeri ise 53 kiloda olmak üzere iki Avrupa Gençler Şampiyonluğu’yla kariyerine başarılar elde ederek başladı. 2004 Atina Olimpiyatları ise kariyerinin en üst noktasıydı. Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu’nun halteri bırakmaları sonrası Türk Halterinde yaşanan büyük düşüşü önlemek için bir yıldıza ihtiyaç vardı. Bu da 2004 Atina’da koparmada ve toplamda dünya rekoru kıran Nurcan Taylan olacaktı. Olimpiyat tarihimiz boyunca halter ve güreş dışında madalyaya hasret kalan ülkemiz için Taylan cankurtaran gibiydi.
Maalesef bu başarıları gölgede bırakacak skandallar ortaya çıkınca halterdeki düşüşümüz kaçınılmaz oldu. 2005 yılında Aylin Daşdelen, Sibel Şimşek, ve Şule Şahbaz gibi milli kadın halterciler antrenörleri Mehmet Üstündağ’ı cinsel taciz nedeniyle suçladı. Suçlamalar karşısında Taylan antrenörünün yanında yer aldı. Sporcu suçlamalarda bulunan üç arkadaşını lezbiyen olduklarını iddia ederek konuyu başka bir boyuta taşıdı. Tabi ki, suçlamalar,skandallar derken Nurcan Taylan halterden kafaca ve fiziksel açıdan uzaklaştı. Keza bu olaylar sonrası katıldığı Avrupa Şampiyonası öncesinde dopingli çıkması kötü günlerin devam ettiğinin bir işaretiydi. Diğer Avrupa Şampiyonalarında da altını boynuna asamayan Nurcan için önünde bir tek umut ışığı vardı.
O da 2008 Pekin Olimpiyatlarıydı. Gene beklenilen performansı gösteremeyen Nurcan, hem koparmada hem de silkmede sıfır çekmekten kurtulamadı. Kamuoyu Türk Halterinin gidişatını sorgular ve tartışır hale geldi. Kimilerince Naim ve Halil sonrası bir yıldız bulmuştuk ama onu da kaybediyorduk. Neredeyse bütün spor otoriteleri Nurcan’ın artık havlu attığını söylüyordu. Nurcan ise kendine olan inancını hala kaybetmemişti. Kadınlar 48 kiloda Avrupa’dan yeni bir ismin ortaya çıkamaması da Nurcan için bir avantajdı. 2009 Avrupa Şampiyonası’nda hasret kaldığı altın madalyayla tekrar tanıştı. Dünya Şampiyonası’nda bronz madalyayla yetinsek de eski Nurcan geri dönmüştü. En son ise Minsk’te düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda kazandığı 3 altın madalyayı kazanıp üstüne de silkmede Avrupa rekoru kırınca beklentilerimiz doğal olarak arttı. Nurcan’ın önünde Antalya’daki Dünya Şampiyonası ve 2012 Londra Olimpiyatları var. Umarım, bu iki organizasyonda da yüzümüze güldürecek sonuçlarla ayrılır. Halter yaşamına alışık olduğu altınlarla veda eder.
Yaşı anlamında küçük ama futbol becerisi anlamında çok büyük bir yetenek Cem Felek. Milli kalecimiz Rüştü Reçber’den sonra Barcelonna ile sözleşme imzalayan 2. Türk Cem Felek. Esas ilgi çekecek konu ise sadece 14 yaşında bu başarıyı yakalamış olması.
Cem futbola 5 yaşında Almanya’da başladı. 8 yılda oynadığı resmi maçlarda fileleri tam olarak 1185 kez havalandırdı ve havalandırmaya da devam ediyor.
12 Mayıs 1996'da Almanya'da dünyaya gelen Cem Felek, 3 yaşından itibaren futbol topundan başka hiçbir şeyle oynamayarak, futbolcu olacağının sinyallerini daha o yaşta vermiş. Cem 5 yaşına geldiğinde müthiş yeteneğini fark eden ailesi, futbola başlaması için yaşadıkları kasabanın takım seçmelerine götürmüş. Bir kasaba takımı olan Viktoria Griesheim'da futbola başlayan Cem Felek, gösterdiği etkileyici performansla 2008 yılında Eintracht Frankfurt'a transfer olmuş. Şu anda 14 yaşına girmek üzere olan Cem, daha bir yaş küçük olmasına rağmen 1995 doğumlu oyuncuların oluşturduğu milli takım seçmelerine davet edilmiş. Milli takım seçmelerinde de dikkatleri üzerine çeken Cem Felek, 8 yıllık kariyerinde 1185 gole imza atmış. Azeri iş adamı Mübariz Mansimov tarafından Azerbaycan'a davet edilen genç futbolcu, Azerbaycan Milli Takımı'nda oynaması için teklif aldı. Almanya Milli Takımı'ndan da teklif alan genç yıldız, Türkiye Milli Takımı'da oynamayı hedefliyor.
Dört yıldan beri Hessen Eyaleti'nde en fazla gol atan futbolcu olan Cem kısa futbolculuk yaşamında 90'e yakın madalya ve 28 kupa kazandığı için odası adeta bir müze gibi. Hessen Eyalet karmasında da oynayan ve Darmstadt Gesamtschule'de lise bölümünde 7. sınıf öğrencisi olan Cem çevrede, okulda ve futbol takımında arkadaşları arasında da örnek kişiliği ile tanınmakta.
Halen E.Frankfurt forması giyen ve U-15 milli futbol takımına da seçilen Cem'in peşinde Barcelona, Chelsea, Manchester gibi kulüpler var. Anne ve Babası hem eğitimini alıp hem de profesyonelce antrenman yapmasını sağlayıp, O'nunla yakından ilgilenerek futbol simsarlarının ellerine bırakmak istemiyor.
Almanya 1. Ligi (Bundesliga) ekiplerinden Eintracht Frankfurt’un altyapısında oynayan ve 8 yılda attığı tam 1185 golle dikkatleri üzerine çeken genç yetenek, dünya devi Barcelona ile ön anlaşma imzaladı. İspanyol ekibinin uzun bir izleme döneminden sonra kadrosuna katmaya karar verdiği Cem’in sponsorluğunu, Palmali Holding’in sahibi olan Azerbaycanlı ünlü işadamı aynı zamanda Türk vatandaşlığı'na da geçen Mübariz Mansimov yapıyor.
Biyografi
12 Mayıs 1996 Mosbach / Buchen'de doğumlu. Yaşadığı yer ise Darmstadt / Griesheim. Aslen Ordulu ve ailenin tek çocuğu. Annesi ev hanımı, Babası ise İnşaatçı ve Eski Milli Teakwondo´cu. Cem Felek 36 sefer Milli formayı giydi. Şu an Eintracht Frankfurt oyuncusu. Okuduğu okul Gymnasium, 8. sınıfta. Tatillini Ordu ve Antalya’da geçiriyor. Hayatı boyunca tek oyuncağı varmış o da futbol topu. Vazgeçilemez diğer aktiviteleri ise; yüzme, sinema, paten kaymak. Döner favori yemeği. Rnb ve Hip Hop müzikleri tercih ediyor. Genç arkadaşlarına tavsiyeleri ise spor yapmaları ve azimli olmaları.
Nba 2010 Draft’ında birinci sıradan seçilmesi beklenen Wall hakkında herkes az çok bir şey biliyor. Gelin biz bu az çok bilgiyi biraz çoklaştıralım. Klasik özgeçmişiyle başlayalım. 6 Eylül 1990 doğumlu olduğunu söylemezsek ayıp olur. Basketbola 12 yaşında adımını attı. Genç yaşında babasını kaybettiği için “babalık” görevini kardeşleri yerine getirdi. Özellikle basketbola teşvik etme konusunda kardeşlerinin payı büyük. Amerika’da spora başlayan her küçük gibi o da Amatör Sporlar Birliğine bağlı Basketbol Okul Ligi’nde o minik eliyle topu sektirmeye başladı. Atletik özellikleri ve bitirciliğiyle dikkatleri üstüne çeken küçük basketbolcu, disiplinsiz ve şımarık tavırlarıyla antrenörlerinin başını baya ağrıttı. Fakat kardeşlerinin devreye girmesiyle birlikte yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Boyunun yaşıtlarına göre kısa olmasına rağmen yürekli ve korkusuz potaya dalışlarıyla kendinden söz ettirti. Bu cesur adamın hayallerinin gerçekleşmesine az kaldı. Sadece lise ve belki bir yıllık üniversite eğitimini tamamladıktan sonra hayallerini süsleyen Nba’de “ben de varım” diyecekti.
Lise eğitimini North Carolina eyaletindeki Broughton Lisesi’nde sürdürdü. 2007 yılında Amatör Sporlar Birliği’nin yaz kampına katılması ve bu kampta gösterdiği performansla kampın gözdesi oldu. Hatta, şimdilerde Milwauke Bucks forması giyen Brandon Jennings’e karşı karşıya geldiği maçta 27 sayı atarak Jennings’e karşı üstünlük sağladı. Kampla ilgili verdiği röportajda, “ bu kampa katılmadan önce sessiz ve utangaç biriydim. Fakat, kısa zamanda arkadaşlarla kaynaştım. Gerçek anlamda kişiliğimi buldum. Özgüven konusunda bu kampa çok şey borçluyum” diyerek kampın hem kariyer hem de kişilik gelişiminde ne kadar ciddi bir katkı sağladığını gözlemleyebiliriz. 2007 yılından itibaren 2009’da üniversite takımları tarafından 1. sıradan seçeceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Word of God Christian Academy’den mezun oldu. Mezuniyet öncesi North Carolina eyaleti final maçında beklentilerin altında kalıp sadece 11 sayı kaydetti. Kötü performansı Word of God Christian Academy’den mezun olarak Ncaa yolcuları arasına katıldı.
Ncaa takımlarından Kentucky Üniversitesi tarafından 5.sırada seçildi. İnanılmaz smaçları, sıra dışı istatistikleri ve de kırdığı rekorlarla başarılı bir sezon geçirdi. Kentuck’yle son 8 takım arasına girdi. Ancak West Virgina takımına sürpriz biçimde elenerek Final Four’a kalma hakkını kaybettiler. Özgeçmişi hakkında kısaca söyleyebileceklerim bunlarla sınırlı. Şimdi oyuncuyla ilgili diğer konulara değinelim.
ANALİZ
J.Wall’a tam anlamıyla bir oyun kurucu demek çok zor. Takımı oynatmaktan çok bireysel oynamayı tercih ediyor. Atletik özellikleri nedeniyle kendi mevkisindeki oyuncuların çok çok üstünde. Bunun yanında boyalı alanda bitirciliğiyle bize Wade ve Rose’u hatırlatıyor. Açık saha oyununda yani daha çok hızlı hücuma yatkın bir oyuncu profili çiziyor..Set hücumunda takımını organize etme konusunda sıkıntılar yaşayabilir. Takım tercihi onun Nba kariyerinde çok etkin bir rol oynayacak. New York Knicks, Phoenix Suns, GOLDEN State Warriors takımları için biçilmiş kaftan olabilir. Ancak, Boston Celtics, San Antonio Spurs gibi set hücumunu benimsemiş takımlarda kendini ıspatlaması ve istikrar sağlaması pek gerçekçi görünmüyor. Patlayıcı gücü, boyalı alandaki bitirişi ve atletizmiyle diğer oyun kuruculardan farklı olduğunu hissetiriyor. Kentucky hızlı hücumu tercih eden bir takım olduğu için hem takım olarak hem de oyun kuruc olarak Wall maç başına 4.0 top kaybıyla oynadı. Bu istatistik oyuncunun dağınık ve bireyselliği ön planda tutuğunun en büyük kanıtı. J.Wall savunma tarafında ise oyun kuruculara oranla güç ve fizik avantajını olumlu yönde kullanarak karşı takımı top kaybına sürüklüyor. Top çalma konusunda ve birebir savunmada ortalamanın üstünde. Tabi bazen oyunun hücum yönüne ağırlık verdiği için ve zaman zaman fazla top kaybettiği için savunmayı bazen unuttuğunu ya da umursamadığını söyleyebiliriz. Oyun görüşü açık alanda yeterli seviyede olsa da set hücumunda takımı oynatma yönünde ilerleme kaydetmesi gerekiyor.. Aynı zamanda sistem konusunda muhafazakar koçlarla uyum içinde çalışması ilk bakışta çok zor. Basketbol onun için bir özgürlük alanı. Bana kalırsa istatistik açıdan Nba’de ilk 10’da yer alabilir. Ama takımına başka bir boyut katabilir mi takımını playoff'a ve şampiyonluğa taşıyabilir mi? Şimdilik bu sorulara cevap vermemiz çok erken.
ÖDÜLLERİ
2010 SEC Tournament MVP(NCAA GüneyBatı Konferansı En Değerli Oyuncusu)
2010 SEC Tournament First Team ( GüneyBatı Konferansı Turnuvası Birinci Takımına seçildi.)
2009–10 SEC Player of the Year ( GüneyBatı Konferansı Yılın En iyi Oyuncu Ödülü)
İSTATİSTİKLERİ
High College (Lise) 22.1 sayı 5.5 asist 5.2 ribaund 2.0 top çalma
Kentucky University ( NCAA) 16.6 sayı 6.5 asist 4.3 ribaund 1.8 top çalma 4.0 top kaybı
Basketbol, Amerikan futbolu ve trambolin 3'lüsü bir araya gelirse...
Bir basketbol oyuncusunun en çok istediği şeylerden biri daha yükseğe sıçramak ve etkileyici smaçlar yapabilmektir.Artık bu bir duş değil. Mason Gordon da bu fikri daha da geliştirip üzerinde 8 adet trambolin bulunan bir basket sahası yarattı.
Normal şartlarda bile çok etkileyici smaçlar yapabilen insanların ayaklarının altına bir de trombolin koyunca ortaya çıkan görüntü adeta bir video oyununa dönüyor.
Oyunun başka bir özelliği de sertliğe açık kural yapısı. Gerçek basketboldaki gibi katı kurallar yok.
NCAA finalinde Butler Bulldogs'u 61-59 mağlup eden Duke Blue Devils 4'üncü kez şampiyonluğa ulaştı.
NCAA’de maraton sona erdi. Büyük bir çekişmeye sahne olan final maçında Butler Bulldogs’u 61-59 mağlup etmeyi başaran Duke Blue Devils, 4. kez şampiyonluğunu ilan etti.
NCAA Turnuvası finalinde büyük bir sürprize imza atan Butler Bulldogs ile favorilerden Duke Blue Devils, 70 bin 390 kişinin dldurduğu Lucas Oil Stdaium’da karşılaştı.
Favori Duke karşısında maçtan hiç kopmayan ve bitime 5 saniye kala iki kez Gordon Hayward ile kazanma şansı yakalayan Butler, bu fırsatlar değerlendiremedi ve salondan 61-59’luk skorla mağlup ayrıldı. Duke toplamda 4. kez şampiyonluğa ulaşırken, 2001 yılından sonra ilk kez bu sevinci yaşadı.
Duke karşılaşmaya 6-1’lik seriyle başladı. Butler Shelvin Mack’in sayılarıyla farkın açılmasına izin vermediyse de ilk yarıda son 10 dakikaya mavi şeytanlar 18-16 üstünlükle girdi. Willie Veasley’nin basketiyle ilk kez öne geçen Bulldogs, Kyle Singler-Jon Scheyer ikilisinin durduramadı ve ipleri yeniden elen alan Duke farkı 6 sayıya kadar çıkardıktan sonra soyunma odasına 33-32 üstün gitti.
Karşılaşmanın ikinci yarısı büyük bir çekişmeye sahne oldu. İlk 10 dakikalık bölüm karşılıklı basketlerle geçilirken, üstünlüğünü korumayı başaran Duke bitime 7 dakika kala farkı yeniden 5 sayıya çıkarttı: 56-51.
Matt Howard’ın üst üste kaydettiği 2 basketle yeniden umutlanan Butler, son 54 saniyeye girilirken farkı 1 sayıya indirdi. Duke, Kyle Singler ile hücumdan eli boş dönünce bitime 33.7 saniye kala öne geçme şansı yakaladı. Ancak Bulldogs yıldız oyuncusu Hayward ile bu şansı kullanamadı.
Son 3 saniyeye girilirken Duke’da serbest atış çizgisine gelen Brian Zoubek, ilk atışı sayıya çevirdikten sonra ikinci atışını sürenin geçmesi için bilerek kaçırdı. Butler’da ribaundu alan Hayward, topla orta sahaya kadar gelerek maçtaki son şutu kullandı. Fakat önce panyaya daha sonra da çembere çarpan top basket olmadı ve Duke maçı 61-59 kazandı.
Duke’da Kyle Singler 19 sayı – 9 ribaund – 2 asist ve 2 blokla takımını sırtlarken, Jon Scheyer 15 sayı – 6 ribaund – 5 asist – 2 blokla, Nolan Smith de 13 sayı – 4 asist – 3 ribaundla oynadı.
Butler’da ise kötü bir gece geçiren Gordon Hayward 12 sayı – 8 ribaund üretirken, Shelvin Mack 12 sayı – 5 ribaund – 2 asist – 2 top çalmayla, Matt Howard da 11 sayı – 4 ribaundla oynadı.